|

12
Aralık 2005
Manganadan
Armuol’a…
Çocukluk
yıllarımda ne zaman sonbahar gelse, sarı sarı yapraklar yerlere
düşse ve sürüklense bir başka hüzünlenirdim ben. Sonbahar güneşi ne
kadar ısıtırsa ısıtsın dağları, ovaları, ben yine üşürdüm,
ürperirdim içimden.
Acılar hep
yüreğimde yankılanmıştır. Şimdi o günleri hatırlıyorum da icimdeki
acının daha da çoğaldığını fark ediyorum. Sonbahar mevsiminde en çok
sevdiğim iki şey vardı… Birisi o buram buram toprak kokusunu alarak,
etraftaki dağları, köyleri, gökyüzünü seyrederek Mangana’ya doğru
yürümek… Daha Kaban’dan fındık bahçelerinden, bayırlardan,
ormanlıklardan geçerek Mangana’ya kadar inmek… Mangana’dan sonra
tekrar o yokuşu yürüyerek Kaban’a çıkmak…Mangana’yla Armuol’a
yürümem aynı gün olmazdı. Değişik günlerde yürürdüm. Armuol’o
yürümekte benim için zevklerin en güzeli olurdu.Dağlara doğru
yürürken rüzgarların uğultusu içime dalga dalga yayılır, kırılmış
bir ağacın hüznü gibi suskun dururdum. Zaman zaman çok hüzünlenir,
bedenim sızlar, yüreğim titrerdi... Anlatamazdım kimseye yüreğimden
geçenleri... Kimse bilmezdi, benin bütün acı çekenlerin yazgısı
olduğumu, bütün kimsesizlerin dostu, bütün yalnızların yoldaşı
olduğumu... Hep bu düşünceler içinde yürürdüm, koşardım…

Şimdi duygularımda
fazla bir değişiklik mi oldu? Hayır. Ne zaman güz günleri gelse
sararır yeşeren umutlarım!... Rüzgarlarla savrulur dallarım, bir
yaprağımı daha kaybederim ömrümün sevgi çınarından...
Şuanda İstanbul’da gecenin bir vakti. Dışarıda yağmur yağıyor
kaldırımlara, herkes yağmurdan kaçıp evlerine sığınmaya çalışırken
ben evden çıkıp, sırılsıklam boş sokaklarda dolaşıyorum. Bu bana
başka bir haz veriyor. Zaman zaman ellerim titrese de…Her sonbahar
geldiğinde ayrılıkları yaşarım ben. Elvedaları, yalnızlıkları,
hüzünleri… Pişmanlıklarım, suskunluklarım, ayrılıklarım ve gurbet
ellerde yaşayanları düşünürüm…
Mustafa Çolakoğlu
Mustafa Çolakoğlu'nun diğer yazıları
|