|

4
Eylül 2005
Karaağaçlar ve dere eşliğinde yemek…
İstanbul Büyükçekmece’de Hüseyin’le karşılaşmamızı ziyaretçi
defterine yazmıştım. İstanbul’un sıcağı bugünlerde bunaltıcı.
İnsanlar sıcaktan korunmak için her türlü formüle başvuruyorlar.
Sahillere hücum edenlerin yanında bu imkanı bulamayanlar da
parklarda, bahçelerde serinlemeye çalışıyorlar…
Geçtiğimiz günlerde izinli olduğum bir gün aklıma Karadeniz havası
geldi. Nereye gitsemde bizim oranın havasını teneffüs etsem, köyümü
hatırlasam diye.
İki
arkadaş İstanbul’dan yola çıktık. Önce Bolu’ya kadar gittik. Orada
tamamen doğal ürünlerin bulunduğu Berces’te diye güzel bir mekan
var. Sahiplerinden birisi de bizim Of’liymiş. Orada söylemesi ayıp
hakiki doğal ürünlerden oluşan bir kahvaltı yaptıktan sonra geriye
döndük. İstanbul’a doğru gelirken Sabanca yoluna girdik. Orada
önemli alabalık tesisleri olduğunu duymuştuk. Öğle yemeğini onlardan
birinde yemeyi kafamıza koyduk ve alabalık tesisleri aramaya
başladık. Ve öyle zannetiyorum sonunda hakiki Alabalık tesisini
bulduk.
Yüksek bir yamacın eteğine kurulmuş. Şunu söyleyebilirim ki iklimi,
doğal bitki örtüsünün bizim köyden, Karadeniz’den hiçbir farkı yok.
Etraf yemyeşil ve kızılağaçlarla dolu. Aralarında da tek tük ceviz
ağaçları var. Alabalık tesisi tam iki dere ortasına kurulmuş. Sağ ve
sol taraflardan dere akıyor.
Arkadaşımla oturduk. Ağaçları seyrettik. Derenin şırıl şırıl akışı
karşısında büyülendik. Öyle bir ortamda yemek yemek gerçekten
olağanüstü bir durumdu. Yemeklerimiz masanın üstünde dururken zaman
zaman derenin içine girip epey yürüdük. Neşelendik, hatta zaman
zaman şarkılar söyledik. Sanki Mayer deresinde yürüyorduk.
Bu yaz köy epey şenleneceğe
benziyor. Düğünler ard arda geldi. Celal’de Mayer’de izin yapıyor.
Havalar da güzel. Hayırlısı olsun. Yüce Allah herkesin gönlüne göre
versin. Allah’ın yarattığı her şeyi yine ondan ötürü sevmek lazım…
Tekrar görüşmek üzere….
Mustafa Çolakoğlu
Mustafa Çolakoğlu'nun diğer yazıları
|