|
114
Haziran 2007
Mayer
Deresi ve Köprüsü…
Litartaşı’ndan
aşağı batika yoldan sırtımda mısır cuvalıyla çok inmişimdir. O
zamanlar ekmek için hemen hemen herkes mısır kullanırdı. O nedenle
Mayer Değirmeni köyde yaşayan her aile için vazgeçilmez
nimetlerdendi.
Balikas’ı
geçtikten sonra biraz aşağıda tam derenin kenarındadır Mayer
Deresi. Son gördüğümde çok duygulanmış geçmişte burada yaşadığım
anılar dramatik bir film gibi gözümde canlanmıştı. İnsanların dolup
taştığı, analarımızın, bacılarımızın, babalarımızın, dedelerimizin
ve hayatta olmayan insanların uğrak yeri olan bu değirmen adeta
susmuş ağlıyordu… Kimi zaman geç saatlere kadar kaldığım günler
olmuştu… Bir keresinde değirmende işim uzun sürmüştü. Hava karardı.
Göz gözü görmüyordu. Ben korkudan ne yapacağım şaşırmıştım. O
zamanlar telefon yok… Bağırsan sesin duyulmaz… Bir de baktım nerden
çıktıysa Ömer Aka (Rahmetli Ömer Abi. Nur içinde
yatsın) değirmene geldi. Ben müthiş derecede sevinmiştim. Zaten
rahmetliyi de çok severdim. Bağıra, çağıra, türkü söyleye söyleye
eve gitmiştik.
Değirmen
kadar önemi olan bir diğer eser de Mayer Deresi’nin
üzerindeki Beton köprüdür.. Son gördüğüm de onun da boynu bükük
kaldığını fark ettim. Yüzlerce insanı misafir eden köprü kendi
kaderine terk edilmiş adeta geçmişiyle baş başa bırakılmıştı.
İlk zamanlar iki büyük ağacın ortasına
dizilen dallardan oluşan köprü oldukça sağlıksız görünüyordu ve
üzerinden geçenleri korkutuyordu… Belki o köprünün şuan önemi yok
ama o zamanlar vardı. Bir kere Mayer’den Kaban’a araba
yolu olmadığından yaya olarak Kaban’dan gelen insanlar o
köprüyü kullanıyorlardı. Köylülerimiz Mısır(lahus)’larını
kimileri sırtlarında kimileri de eşek, katır gibi hayvanlarla
taşıyorlar karşıdan karşıya geçişlerde bu köprüyü kullanıyorlardı…
Köprünün beton haline getirilmesi için
sağ olsun o zamanki muhtarımız (Paşa Abi) Paşa Taflan büyük
mücadele vermişti…
Mayer,
Mayer Deresi ve Köprüsü… Şimdi pek önemleri olmasa da
köyümüzün tarihi değerleridir. Nice acı ve tatlı anıların yaşandığı,
binlerce insanın hayatlarına girmiş bu iki tarihi eseri her gördüğüm
tarihin derinliklerine dalar giderim…
Mustafa Çolakoğlu
Mustafa Çolakoğlu'nun diğer yazıları
|