1940'lı
yıllarda mayerde ağanın yanında Manzal adında bir hizmetçisi
vardı .Ağa'nın bütün tarla işlerini o yapardı.
Yani
ağanın emrindeydi.O dönemde Mayer ve cıvar köylerde eve lazım
olan bütün ihtiyaçların temin edilebileceği en yakın yer
Seradır.(yıldızlı beldesi)Mayer ile Sera arası eski güzerkahtan
yaklaşık olarak 20km dir.O dönemde araba yolu olmadığından bu
yol yaya olarak gidiş geliş 4-5 saat kadar sürer.
Günün birinde manzal yine ağanın tarla işlerini yapmış akşam
olmuştur.Ağa ile ocak başında(ateşin)otururlar.Manzal yorgun mu
yorgundur.Aralarında konuşup giderken ağa Manzala yarın Seraya
gidilecek der.Ama niçin gidileceğini söylemez.Manzalda merak
edip neden gidileceğini ağaya demez.Fakat ağa içinden Seradan
alacaklarını tasarlar.Ama Manzal bunu düşünemez.
Gecenin ilerleyen vakti çoktan olmuştur.Ağa ile Manzal odalarına
çekilerek yataklarına uzanır ve yatırlar.Manzal sabah olmadan
Seraya gidip gelir.Ağa henüz yataktadır.Aradan bir müddet daha
geçer ve sabah olur.Ağa yatağından kalkar,traşını olur ve
kahvaltısını yapar.Ağa seraya gitmek için üstünü başını güzel
bir biçimde giyinir.Manzala dönerek haydi şimdi gidelim Seraya
der.Manzalda ağaya bakarak ağam ben Seraya gittim geldim der.Ağa
gülümseyerek niye gittiğini söyler.Manzalda !ağam akşam Seraya
gidilecek dedin ya,onun için der.Manzal ağa ile birlikde erzak
almak için tekrar yorgun yorgun Sera ya gitmek zorunda kalır.
Bu
olay üzerine Mayer ve cıvar köylerde olmayacak bir iş için bir
yerlere gidildiğinde insanlar birbirlerine manzal gibi
giiiiit gel diye takılırlar.
* * * * * *
* * *
Buna benzer bir olayda aradan tam 70 yıl geçtikden sonra 1996 da
yaşanır.Bilindiği gibi 1994-1996 lı yıllar Türkiye de ekonomik
kıriz yıllarıdır.Bir çok esnaf iş yerini kapatır ve bir çok
işçide işini kaybederek işsiz kalır.İşini kaybedende iş yerini
kaybeden de başının çaresine bakmak zorunda kalır.
Mayere hısım olan ayı zamanda ağa eniştesi çok
sevdiğim
ve arkadaşım Akçaabat'lı Dursun baba, çalışmak için Rusya'ya
gitmeye karar verir.Yıl 1996 nın 5. ayıdır.O dönemde Dursun
baba 27 yaşında uzun boylu yakışıklı bir delikanlıdır.Eniştemiz
henüz 5 aylık evli çiçeği burnunda,ama zor oyun bozuyor(!).İyi
bir sıvacı olan Dursun baba ve iki arkadaşı 800 dolar aylıkla
Rusyada çalışmaya karar verirler.O dönemde Türkiye'de ekonomik
kriz yaşandığı için mark-dolar fırlamış aldı başını
gidiyordu.800 dolar iyi para ediyordu.Çalışan için cazip bir
paraydı.O dönemde Rusya da bir doktor yüz dolar maaş la
çalışıyordu.
Neyseki bizim Dursun baba pasaportunu çıkarır ve 500 dolar da
cebine koyar.Rusyaya gitmek için üç arkadaş ve şirket
yetkilisiyle solukları Trabzon limanında alırlar.vapura binilir
ve vapurun rotası Rusyanın liman şehri olan Sochi'dir.O
zamanlarda Rusların akın akın geldikleri yerde Trabzondur.
Vapurda çoğunlugu Rus olmakla birlikte yaklaşık 600 kişi
vardır.Sochi yaklaşık 15 saaat kadar sürer.Sochide vapurdan
inerler.Oradan Rusya'nın başka bir kenti olan Anaba'ya gıtmek
için trene binerler.Bu yolculukta 7 saat kadar sürer.Yolculuk
esnasında karanlık çöker.Trene alışık olmayan Trabzon insanı çok
eski sayılan trenın sesınden etkılenir.Tren ha yıkıldı ha
yıkılacak vaziyette yola devam ederler.Koca trende 4 türk
vardır.Yabancı oldukları her halınden bellidir.Rusların gözleri
hep bizim 4 Türk'ün üzerindedirler.Tren ıssız ıssız yerlerden
geçiyor,is yok cis yok. kimi kimden sorarsın.Allaha emanet
gidiyorlar.İçlerinden bizi burda trenden altına atsalar atarlar
diyorlar. Ondan dolayı bizim Dursun baba ve arkadaşları hep
tedirgindirler.Arada birde bizim Dursun baba kim anamızı
belledide düştük habu yollara dediğide
oluyor.Sanki bizi Sibirya'ya götürüyorlar diyor.Neyseki gün açtı
Anaba şehrine varıldı. Ama korkularından o gece yolculukta göz
yummazlar.
Dursun baba ve arkadaşlarını Rusya'ya götüren şirket
yetkilisinin elamanı yolculumuz henüz bitmedi dedi.Buradanda
otobüsle Grestnal şehrine gidilecegını soyledi. Buradanda
otobüse binerek 5 saat kadar da Grestnal'a varırlar.Yine gözler
bizim Türklerin üzerindedir.Bizim Dursun baba ve arkadaşları
henüz trende giderken Rusya'da çalışmaktan vazgeçmişlerdır.Ama
bunu yarı yolda sirket görevlisine söylemek
yanlış
olur. Çünkü masrafları şirket karşılıyordu.Neyseki çalışılacak
yere varılır.Otel de 2 akşam kalırlar.Anlaşmada Rusya'ya
varıldıgında kişi başı
yüz er
dolar alınacaktı.Şirket ise kişi başı 1000 er ruble yanı 1.5
milyon değerinde Türk lirası uzatır.
Haliyle
bizim Dursun babanın komiğine giderek parayı kabul etmez.
Daha önce orada aynı şirkette çalışan Türk işçileriyle sohbet
etme fırsatı bulurlar.İşçiler biz burada aylardır çalışıyoruz
paramızın hepsinıi alamıyoruz.Yoksa burda 1 saat durmayız
dediler.Bunu duyan Dursun baba ve arkadaşları hemen geri
dönmenin yollarını ararlar.Biletlerı gizli alıp direk olarak
soçhi limamına gelmek için otobüse binerler.Otobüse binmekle
derin bir ooh.. çekerler.Otobüs yola devam ederken bir ara mola
verir.Mola esnasında seyyar satıcının tezkahından muz satın
almak isterler.Dursun baba ve arkadaşlarının sırtları otobüse
dönüktü.Bu arada otobüs hareket eder ve gider.Orada bekleyen bir
taksi durumu fark eder.Rus taksi şöförü işaretle ben sizi
otobüse yetiştireyim der,dursun baba kaç paraya der,taksi 20
ruble ister.Paniğe kapılan dursun baba al sana 40 ruble. Lada
marka taksi ile düştüler otobüsün peşine, taksinin ibresi 140
gösteriyor.Neyseki 40Km kadar gidildiğinde otobüsü
yakalarlar.Otobüse binmekle Dursun baba derin bir ooh daha
çeker.Yola devam ederek Sochi'ye varılır. Trabzon'a gelmek için
vapura binmekle üçüncü bir ooh.. çeker ve soluklarını Trabzon
limanında alırlar.
Kaderin bu kadarına da pes doğrusu.70 yıl önce ağayı kurtaracı
gözüyle görüp hizmetçi olan
Manzal
ile, bügün belimi doğrulturum deyip ağaya enişte olan Dursun
baba, yorgunlukları gitmeden sırtlarının teriyle birlikte,
soluklarını deniz kenarında alırlar.
Buda
oluyorki soluklanmak için Trabzon sahilleri bir numara.